Ekmek parası için, gurbet yollarına düşen iki Türk genci Avustralya'da
çalışmaya başlamışlardı. Bunlardan Abdullah oradaki müslümanlar için kasaplık
yapıyor, diğeri Kul Mehmet ise, dövme dondurma yapıp satıyordu.
Hayat böyle sakince devam ederken duydular ki, Türkiye Balkan Har-bi'ne girmişti.
Her Türk genci gibi, derhal vatan müdafaası için yola çıkmak istediler. Hükümet
buna müsaade etmedi.
İçleri kan ağlıyordu. 1914 senesinde bütün gazeteler, Türkiye'nin İngiliz,
Fransız ve İtalyanlarla harbe tutuştuğunu yazıyorlardı.
Avustralya'da İngilizlerin yanında, Türklere karşı savaşacaktı. Bu maksatla
asker toplanmaya başlanmıştı. Ülkenin birçok bölgesinden trenlerle asker
sevkiyatı başlamıştı.
Kasap Abdullah ile Dondurmacı Kul Mehmet, bir köşeye çekilip bir plan yaptılar.
Şöyle ki; madem ki, Avustralya askerleri Türklerle savaşmaya gidiyorladı,
kendileri de burada bir savaş başlatacaklardı.
Bu maksatla birkaç tane tüfek ve bol cephane temin ettiler. Memlekete gitmek
için kendilerine, izin vermeyen hükümet yetkililerine "Madem izin vermiyorsunuz,
biz de size burada harp ilan ediyoruz" dediler.
Avustralyalı yetkililer bu söze gülüp geçtiler. Şaka zannettiler. Beri taraftan
Abdullah ile Kul Mehmet, tüfek ve mermilerini alarak, Silver City’nin
yakınındaki Brosen Hills dağlarına çıktılar. 1915 senesi Ocak ayı idi.
Yani Çanakkale'ye Anzak çıkarması yapılmadan üç ay evvel. Yılbaşı tatili
olmasına rağmen trenler her taraftan hınca hınç insan dolu olarak, Türk
gençlerinin çıktığı dağdaki dar boğazdan geçiyorlardı.
Broken Hills boğazına 1200 kişilik dolu bir tren yaklaşıyordu. Trene Millard
isminde bir süvari ve adamları muhafız olarak refakat ediyorlardı. Tam boğaza
girerken, trenin üzerine birden bire bir yaylım ateşi başladı.

Herkes şaşkına dönmüştü. Bu tecavüzü durdurmaya çalışan muhafız Millard, vurulup
yere serildi. Trende birçok asker vurulup ölmüştü. Biraz sonra tren, içinde
birçok ölü ve yaralılarla geri geri gitmeye başladı. Çünkü, onlara göre boğazı
çok sayıda insan tutmuştu. Ve geçilemeyecekti...
Büyük bir askeri birlik, boğazdaki pusu kuran düşmanların üzerine gönderildi.
Saatlerce çatışma oldu. Sonunda tepelerden ateş kesilmişti. Muzaffer Avustralya
komutanı, dikkatlice tepeyi arattı.
Herkes tetikte idi. Birden bire yerde yatan Abdulah'ın cesedini buldular.
Tüfeğinin mekanizması, açık kalmıştı. Anlaşıldı ki, mermisi bitmişti.
Biraz ilerde Dondurmacı Kul Mehmet, sağ eli göğsünün üzerinde hücuma kalkacak
gibi yerde cansız duruyordu. O gün akşama kadar, Avustralya askerleri bu boğazda
ve tepede boş yere askerleri aradılar.
Bunlar en az bir bölük olmalı diyorlardı. Ama nafile başka bir ceset bulamadılar.
Bu şanlı iki Türk, vatan topraklarından binlerce kilometre ötede tek başlarına
bir harp başlatmışlar ve şehadet şerbetini içmek şerefine kavuşmuşlardı. Ne
mutlu vatan millet yolunda şehid olanlara.