Sultan İbrahim, bazen Edirne’ye gider, bazen de İstanbul’da ayak divanı yapıp,
halkın şikâyetlerini dinlerdi. Bir seferinde Edirne’ye gittiğinde şöyle tellal
bağırttı:
“Padişah
fermanıdır. Duyduk duymadık demeyin. Yarın ayak divanı olacaktır. Kimin kimden
şikâyeti varsa gelsin, padişah efendimize söylesin. Duyduk duymadık demeyin.”
Ertesi gün ayak divanı oldu ve padişah halkın karşısına çıktı. Kalabalığa: “Ben
dâhil kimseden şikâyetiniz var mı?”
Diye sordu. Halktan biri ileri çıktı. Padişahı selamladıktan sonra; “Padişahım.
Benim şikâyetim vardır.” deyince Sultan: “Söyle de istişare edelim.
Şikâyetinde haklıysan haksızı cezalandıralım.” Dedi. O adam: “Padişahım. Kerim
Ağa denilen eşkıya bana zulmetti.
Malımı mülkümü alıp, çoluğum çocuğumla sokaklara attı. Memleketin varlıklı
ailelerindenken, en varlıksızı oldum.
Bir lokmaya muhtaç hale geldim. Sözümü doğrulayacak şahitlerim vardır.” Diyerek
başına gelenleri anlattı.
Padişah, şahitleri de dinledikten sonra Kerim Ağa’yı buldurup getirtti ve ona:
“Ağa! Hakkında şikâyet var.
Eşkıyalığa bulaşıp mazlumları soyar, mallarını alarak sokaklara atarmışsın.
Doğru mudur?” diye sordu. Ağa özür dileyeceği yerde ileri geri konuşmaya başladı.
Padişahın kendisine bir şey yapamayacağını sanıyordu.
Çünkü yandaşlarına güveniyordu. Özellikle de yeniçeri olmasına güveniyordu.
“Padişahım ben yeniçeriyim.” diye bağırması üzerine Sultan İbrahim öfkeyle
tahtından kalkıp adamın yakasından tutarak yere çarptı ve: “Bre densiz! Sen
yeniçeriysen ben de Padişahım.”
Dedi. Ağa’yı orada cezalandırıp, haklıya hakkını teslim etti.