Yazdır
PDF

Peygamberimize ilk vahyin gelmesi...

Peygamber Efendimiz, 40 yaşında iken, Peygamberliği henüz kendisine bildirilmeden önce, Mekke-i Mükerreme’de bulunan Nûr Dağındaki Hırâ Mağarası’nda tefekkür ve ibâdetle meşgûl olurken, Cebrâil (aleyhisselâm), bir Ramazân ayının 17. gecesi gelip ilk İlâhî emri getirmişti. Bilindiği üzere, bu ilk emir, “Oku” diye başlamakta idi. 
İlk vahyin gelmesiyle, peygamberlik vazifesini îfâya başlayan Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), İslâm’ı tebliğe yirmi üç sene devâm etti... 
Bilindiği gibi, gelen ilk vahiy, “Alak Sûresi”nin başındaki beş âyet-i kerîme idi. Meâl-i âlîsi şöyledir:
“(Ey Habibim Muhammed!) Yaratıcı Rabbinin adı ile oku. O, insanı alaktan (yani pıhtılaşmış kandan) yarattı. Oku, senin Rabbin, en büyük kerem sâhibidir. O, kalemle (yazı yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini O öğretti (ya’ni öğretir).”
Peygamber Efendimize, vahyin gelmesinden sonra, ilk îmân eden Hazret-i Hadîce vâlidemizdir (radıyallahü anhâ). Hazret-i Hadîce’den sonra yetişkinlerden ilk Müslümân olan, Resûlullah Efendimizin yakın arkadaşlarından Hazret-i Ebû Bekir’dir (radıyallahü anh).

“BANA İSLÂMI ÖĞRET”
Peygamber Efendimiz, bir gün Hazret-i Hadîce vâlidemizle namaz kılarlarken, Hazret-i Ali onları gördü. O zaman on yaşında idi. Namazdan sonra Resûlullah’ın huzûruna gelerek: “Ya Resûlallah! Bana İslâm’ı öğret” dedi ve Müslümân oldu... 
Resûlullah Efendimiz, “Müddessir sûresi”nin nâzil olmasıyla, insanları İslâm dînine da’vete başlamıştı. Fakat bu da’veti gizli yapıyordu...
Bir müddet sonra da: “Yakın akrabânı Allahü teâlânın azâbı ile korkutarak, onları hak dîne çağır” (Şuarâ sûresi, 214) meâlindeki âyet-i kerîme nâzil oldu. Bunun üzerine Muhammed aleyhisselâm, akrabâsını dîne da’vet etmek için Hazret-i Alî’yi gönderdi ve hepsini Ebû Tâlib’in evine çağırdı. Söze başlayıp: 
“Ey Abdülmuttalib oğulları! Vallahi, Arablar içinde benim size getirdiğim, dünyâ ve âhiretiniz için hayırlı olan şeyden (ya’nî bu dînden) daha hayırlısını, daha üstününü kavmine getirmiş bir kimse yoktur. Ben sizi, dile kolay gelen, ama mîzânda ağır basan iki kelimeyi söylemeye da’vet ediyorum. O da: Allah’dan başka ilâh olmadığına ve benim O’nun kulu ve resûlü olduğuma şehâdet etmenizdir. 
Allahü teâlâ, bana, sizi buna da’vet etmemi emretti. O hâlde, hanginiz benim bu da’vetimi kabul eder ve bu yolda benim yardımcım olur?” buyurdu. 
Kimseden ses çıkmadı, başlarını önlerine eğdiler. Peygamber Efendimiz, bu sözlerini üç defa tekrârladı. Her söyleyişinde, Hazret-i Alî ayağa kalkıyordu. Üçüncü def’asında: “Yâ Resûlallah! Her ne kadar ben, bunların yaşça en küçüğü isem de, sana ben yardımcı olurum” dedi. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz, Hazret-i Alî’nin elinden tuttu. Diğerleri hayret içinde dağıldılar.

İNSANLARI AÇIKÇA DA’VET
Bi’setin dördüncü yılında “Hicr sûresi”nin 94. âyet-i kerîmesi nâzil oldu. “(Ey Habibim!) Sana emrolunan şeyi (emir ve yasakları) açıkla, hak ile bâtılın arasını ayır. Müşriklerden yüz çevir! (Onların sözlerine iltifât etme)“ meâlindeki bu İlâhî emir gelince, Sevgili Peygamberimiz, Mekkelileri açıktan açığa İslâm’a da’vet etmeye başladı. Bir gün Safâ Tepesine çıkıp: “Ey Kureyş halkı! Buraya toplanıp sözlerimi dinleyiniz” buyurdu. 
Kabîleler toplandıktan sonra da: “Ey kavmim! Hiç benden yalan söz işittiniz mi?” buyurunca, hepsi birden “Hayır işitmedik” dediler. 
Bunun üzerine buyurdu ki: “Allahü teâlâ, bana peygamberlik ihsân etti ve beni size peygamber olarak gönderdi.” 
Sonra da: “(Ey Habîbim!) Onlara de ki: ‘Ey insanlar! Ben sizin hepinize gelmiş, Allahü teâlânın resûlüyüm. O Allahü teâlâ ki, yerlerin ve göklerin sâhibi ve idârecisidir. O’ndan başka ibâdete lâyık kimse yoktur. Her canlıyı öldüren ve dirilten O’dur...” meâlindeki A’râf sûresinin 158. âyet-i kerîmesini okudu. 
Dinleyenlerden, amcası Ebû Leheb kızarak: 
“Kardeşimin oğlu dîvâne olmuş. Bizim putlarımıza tapmayanın, dînimizden ayrılanın sözünü dinlemeyiniz” diye küfürde direterek bağırdı.
Orada bulunanlar dağıldı ve hiç kimse îmân etmedi. Peygamber Efendimizin, doğru sözlü, yüksek ahlâklı olduğunu bildikleri hâlde, kibir ve inâtları sebebiyle, yüz çevirdiler ve ona düşmân kesildiler. [Bilindiği gibi, bunun üzerine “Tebbet [Mesed] Sûresi” nâzil oldu.]