Bizim sayfa

Yazdır
PDF

Ayakta duramıyordu!..

Ayakta duramıyordu!..



Şam’da dünyaya gelen Ebû Bekr-i Sûsî hazretlerinin kabr-i şerîfi de bu şehirdedir.

Bir gün talebesiyle sohbet ediyordu.

Bir ara dergâhtan içeri bir genç girdi.

Elbisesi kir pas içindeydi.

Üstelik de “sarhoş”tu.

Ayakta duramıyordu.

Talebeler tiksindiler ondan.

O genç, nihâyet bir kenara yığılıp kaldı!

Büyük velî, derse ara verip “Evlâtlarım! Onu böyle görünce hakkında kötü düşünmeyin! O da sizin gibi Allah’ın bir kuludur” buyurdu.

Ve ekledi:

“Hâlis tövbe ederse sizden yakın olur Allah’a. Belki de o, bu yola sizden daha ehil ve lâyıktır.”

Başını önüne eğdi.

Biraz tefekkür etti…

Sonra başını kaldırıp;

“Gün gelir, bu genç benim yerimde insanlara nasîhat eder. Haydi, şimdi onu incitmeden götürüp yatırın bir yatağa!” dedi.

Talebeler; “Başüstüne” dediler.

Emri yerine getirdiler.

Az sonra genç kendine geldi.

Etrâfına bakıp sordu merakla:

“Ben neredeyim?”

“Burası bir dergâh.”

“Kim getirdi beni buraya?”

“Hocamızın emriyle biz getirdik.”

“Hocanız kim sizin?”

“Ebû Bekr-i Sûsî hazretleri.”

Genç bu ismi duyunca birden toparlanıp edeple diz çöktü…

Kalbi değişti birden…

Bütün kötü fiillerine ‘pişmânlık’ duydu.

Ve bu büyük zâta talebe oldu…

Yazdır
PDF

Ömrünü zayi eden ahirette pişman olur

Gece erken yatıp sabah erken kalkmalıyız. Gecesini zayi eden sabahını zayi eder. Sabahını zayi eden gününü, gününü zayi eden ömrünü zayi eder.

 

İnsan ömrü çok kısadır. Dünya ahiretin tarlasıdır. Ahireti kazanma yeri dünyadır. Onun için ölmeden önce hayatımızın kıymetini bilmeliyiz. Gece erken yatıp sabah erken kalkmalıyız. Gecesini zayi eden sabahını zayi eder. Sabahını zayi eden gününü, gününü zayi eden ömrünü zayi eder. Ömrünü zayi eden ahirette pişman olur.

Resulullah Efendimiz, yatsı namazından önce uyumayı uygun görmezdi.
Yatsıdan önce uyumak ve yatsıyı kıldıktan sonra önemli bir iş yoksa, lüzumsuz, faydasız şeylerle meşgul olmak mekruhtur. Onun için zamanında yatmalıdır.

Yatağa abdestli ve besmeleyle girmeli. Günahlarına tövbe ederek yatmalı.

Yatarken sabah namazına kalkmaya, dinlenip ibadete kuvvet kazanmaya, yarın çalışıp çoluk çocuğunun rızkını kazanmak için istirahat etmeye ve ertesi gün hayırlı işler yapmaya niyet etmeli! Böyle niyet edenin uykusu ibadet olur.

Henüz sabah namazının vakti girmeden, yani seherde kalkmaya çalışmalıdır. Seher vakti kalkmak berekettir.

Lokman Hakîm hazretleri oğluna; “Oğlum! Horoz senden akıllı olmasın. Horoz seher vaktinde uyanık, ötüyor; sen ise uykudasın” dedi.

Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

(Sabah uykusu, rızka manidir.)

İbni Abbas hazretleri, sabah vakti oğlunu uyur görünce buyurdu ki:

“Oğlum, rızıkların dağıtıldığı saatte uyunur mu? Bu saatte uyumak, tembellik alametidir, unutkanlığa sebep olur.”

Hazret-i Fatıma (radıyallahü anha) anlatır:

“Sabah namazından sonra yatmıştım. Babam, (Kızım kalk, gafillere benzeme! Allahü teâlâ rızıkları, sabah namazının vaktinde verir) buyurdu.”

Rızıkların dağılması sabah namazından sonra olur. Manevi rızıkların dağılması ise ikindi namazından sonradır. Bu iki vakitte uyumamaya dikkat etmelidir.

Eskiden bizim ecdadımız seher vaktinde kalkar, teheccüd namazlarını kılardı. Sabah namazına kadar Kur’ân-ı kerim okur, tövbe, istiğfar ve dua ile meşgul olurlardı. Sabah namazı vakti girince namazlarını kılar, üzerlerine güneş doğdurmazlardı. Sabah namazını kılıp güneş doğmadan kalkmanın bereketiyle gönüller huzurlu, yüzler mütebessim, neşeli ve sevinçli olurdu. Nurani yüzlü ninelerimiz sabah namazından sonra evin önünü sular ve süpürürdü. Evlerin önleri tertemiz olur, mis gibi kokardı. Evin önünden geçenler bile o temizliğin verdiği huzuru gönüllerinde hissederlerdi. Nitekim geçmişte İslam ülkelerini dolaşan yabancı seyyahlar eserlerinde bu temizliği, bu güzelliği itiraf etmek zorunda kalmışlardır.

Yazdır
PDF

"Cehennemlik ol diye lanetlemeyiniz”

“Cehennemlik ol diye lanetlemeyiniz”



“Allahın lanetiyle birbirinizi, Allahın gazâbına uğra ve Cehennemlik ol diyerek lanetlemeyiniz.”

 

Ebû Dâvûd Tayâlisî hazretleri fıkıh ve hadis âlimidir. 133 (m. 750)’de doğdu. 204 (m. 819)’da vefât etti. Hadis kitabına, 2767 hadîs-i şerîf ihtivâ etmektedir. Burada Ebû Dâvûd Tayâlisî buyurdu ki:

“Bir âlim, bir kitap yazdığı zaman ona yakışan, maksadın İslâmiyete hizmet olmasıdır. Yoksa insanlar arasında ‘Ne güzel kitab yazmış’ diye övülmesi değil.”

Ebû Dâvûd Tayâlisî’nin rivâyetinde Berâ bin Âzib’in (radıyallahü anh) haber verdiği hadîs-i şerîfte kabir suâli bildirilmektedir. Mümin olanların bütün bunlara doğru cevap verdiğini haber veren Resûlullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) hadîsin sonunda “Mümin olan meyyit için, kulum doğru söyledi sesi işitilir. Kabre Cennetten yaygı serilir. Cennet elbiseleri giydirilir. Meyyit için Cennetten bir kapı açılır. Kabre Cennet kokuları yayılır. Görebildiği yerlere kadar yayılır. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokular saçan birisi gelir. Buna, sen kimsin? Senin o hayırlı yüzün nedir der. Ben senin sâlih amelinim der. Bunu işitince, yâ Rabbi, kıyâmet çabuk kopsa! Yâ Rabbi kıyâmet çabuk kopsa da, çoluk çocuğuma ve mallarıma kavuşsam der” buyurdu.

İbn-i Ömer’den (radıyallahü anh) rivâyet ediyor: Resûlullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Kadınları mescide gelmekten menediniz.”

Semüre’den rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Resûlullah Efendimiz “Kim özürsüz Cuma namazını terk ederse, bir dinar tasadduk etsin. Şayet bulamazsa, dinarın yarısını tasadduk etsin” buyurdular.

Yine Semüre’den (radıyallahü anh) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte; “Allahın lanetiyle birbirinizi, Allahın gazâbına uğra ve Cehennemlik ol diyerek lanetlemeyiniz” buyuruldu.

Hazreti Ali’den (radıyallahü anh) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte; “Üç kişiden kalem kaldırılır: Belâlıdan (mecnûndan) iyileşinceye kadar, çocuklar âkil baliğ oluncaya kadar, uyumakta olandan uyanıncaya kadar.”

Ebân bin Osman’ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte; “Bir kimse (Bismillâhillezi lâ yedurru maasmihî şey’ün fil ardı velâ fissemâi ve hüvessemîul alîm) derse, hiçbir şey ona zarar vermez.”

Ebû Nüheyk Ömer bin Sa’d’dan Resûlullah Efendimizin şöyle buyurduğunu naklediyor: “Kur’ân-ı kerîmi teganni ile okuyan bizden değildir.”

Ömer bin Sa’d’ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte; “İnsanoğlunun saadeti üçtür ki, sâliha hanım, iyi binek, geniş mesken. Şekâveti üçtür ki, kötü mesken, kötü binek, kötü hanım.”

Yazdır
PDF

Hazret-i Mevlânâ, ney çalmadı, dönmedi

Hazret-i Mevlânâ, ney çalmadı, dönmedi



Abidin Paşa, Mesnevi şerhinde, ‘ney’in insan-ı kamil olduğunu, dokuz türlü ispat etmektedir.

 

 

Sual: Mevlânâ hazretleri ney çalmış mıdır, ellerini açıp dönmüş müdür, eğer ney çalmadı ve dönmedi idi ise, bu yapılanlar nedir?

Cevap: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, evliyanın büyüklerindendir. Divanında otuzbin, Mesnevisinde kırkyedibin beyit vardır.

Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş, evliyanın büyüklerinden olan, Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı, raks etmedi. Dünyaya nur saçan Mesnevîsine, her memlekette, birçok dillerde şerhler, açıklamalar yapılmıştır. Bunlardan en kıymetlisi, Mevlânâ Câmînin kitabıdır ki bu kitapta deniyor ki:

Mesnevinin birinci beytinde, “Dinle neyden, nasıl anlatıyor ayrılıklardan şikâyet ediyor” deniyor. Ney, İslâm dininde yetişen kamil insan demektir. Bunlar, kendilerini ve her şeyi unutmuş, her an, Allahü teâlânın rızasını aramaktadır. Ney, Farsçada yok demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden hasıl olmaktadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinde, Allahü teâlânın ahlakı zahir olmaktadır. Neyin üçüncü manası, kamış kalem demektir ki, bundan da, insan-ı kamil kastedilmektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kamil insanın hareketleri ve sözleri de, hep Allahü teâlâdandır.”

İkinci Abdülhamid Han zamanında Ankara valisi olan Abidin Paşa, Mesnevi şerhinde, neyin insan-ı kamil olduğunu, dokuz türlü ispat etmektedir.

Sonraları, bazı cahiller, neyi çalgı sanarak, ney, dümbelek gibi, şeyler çalmaya, dans etmeye başladılar. Oyun aletleri, o tasavvuf üstadının türbesine konuldu. Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, yüksek sesle zikir bile yapmazdı. Nitekim Mesnevîsinde:

“Pes zi cân kün, vasl-ı cânânrâ taleb, bî leb-ü bî gâm mîgû, nâm-ı Rab!” buyuruyor ki; “O hâlde, sevgiliye kavuşmayı, can-u gönülden iste. Dudağını ve damağını oynatmadan, Rabbin ismini kalbinden söyle!” demektir.

Sonradan gelen din cahilleri, ney, saz, def gibi çalgılar çalarak, gazel okuyup dönerek, dans ederek, nefslerini zevklendirmişlerdir. Bu günahlara ibadet adını verebilmek, kendilerini din adamı tanıtabilmek için, Mevlânâ da böyle çalar ve oynardı, biz onun yolunda gidiyoruz diyerek, yalan söylemişlerdir.

Yazdır
PDF

Zeytin bir ölmez eser midir?

Zeytin bir ölmez eser midir?



“Ben de zeytin ağacı dikmenin amel-i salih gibi bir ölmez eser olduğuna inanıyorum…”

 

Arkadaşımı aradım geçenlerde… Merdivenden düşmüş… Allah korumuş…

Ve nasıl düştüğünü anlattı… Sohbet ta nerelere kadar uzadı…

“Zeytin ağacına merdivenle çıkarız biz… Merdiven beş altı basamaklı… En tepeye çıkıp bir ayağımız merdivende bir ayağımız dalda zeytin toplarız…

Zeytin topladıkça aşağıya doğru basamak basamak ineriz… Ben de üçüncü basamakta zeytini toplayıp ikinci basamağa inerken, nasıl olduysa ayağım boşluğa gelince dengemi kaybedip sağ taraftan sırtüstü yere yuvarlandım…

O an nefes alamaz oldum. Ölüyorum zannettim… Ölüyorum deyince, ah bre bir meslektaşım vardı benim… O garibim de evinin önüne iki üç tane zeytin ağacı dikmişti…

Geçen sene o zeytinleri zeytin vermeye başlayınca onları toplamak için yine benim gibi merdiven dayıyor… O da merdivende dengesini kaybedip düştü… Öldü be adamcağız…

Sen şu işe bak… Kendi elleriyle diktiği zeytin kendi eceline sebep olacakmış biliyor musunuz?

Dünya bir garip işte… Allah herkese bir ecel herkese bir ömür vermiş…

Ben de iki hafta geçtiği hâlde daha ağrı kesicilerle filan zor kendime gelebildim…

Ama bu zeytin bambaşka bir şey… Bahar geldi mi zeytinliklere gittiğinde öyle bir koku yayılır ki burnuna… Genizlerinden beynindeki hücrelere kadar mis gibi kokuyu içine çeker mest olursun…

Hani derler ya “Her kim ki olursa bu sırra mazhar/Dünyaya bırakır bir ölmez eser…”

Ben de zeytin ağacı dikmenin bir ölmez eser olduğuna inanıyorum…  Amel-i salih olduğuna inanıyorum…

Bilmiyorum insanlık kadar eski zeytin ağaçları var mı ama bizim oralarda Erdel taraflarında dört bin beş bin yıllık zeytin ağaçlarından söz edildiğini biliyorum… Öyle ki yazın o ağaçların gölgesinde iki yüz üç yüz baş koyun sürüsünü gölgelendirebiliyorsunuz.

O kadar geniş bir gövdesi var… Gövde ki içi oyulmuş, içinde ayrı bir dünya… İçine girmeye çekinir korkarsın… Yılan mı barınır çıyan mı? Tilki mi çıkar karşına tavşan mı bilinmez…

Dalları göğe yükselmiş apayrı bir dünya… Ve bu ağaçlardan her sene 30-35 çuval zeytin toplanıyor ki, bu da yaklaşık bir buçuk ton zeytine denk geliyor… Bir zeytin ağacından düşünebiliyor musun?

Orhan Hocabey-Akhisar/Manisa