Huzura Dogru Dini Kitablar Islam Iman
Yazarlar
Mehmet Ali Demirbaş
mehmetali.demirbas@tg.com.tr

Zekât kimlere verilir
Mehmet Oruç
mehmet.oruc@tg.com.tr

Cömertliğin ölçüsü
Osman Ünlü
osman.unlu@tg.com.tr

Berat; temize çıkmak, kurtulmak demektir
Abdüllatif Uyan
abdullatif.uyan@tg.com.tr

Peşinden takip etti
İsmail Yağcı
iyagci@tgrt.com.tr

Kıbrıs’ın Fethi ve Barış Harekâtı
M.Said Arvas
msarvas@ihlas.net.tr

Başıboş bırakılan çocuğu sokak yetiştirir!..
Dr. Şükrü Cido


İlk yardım: Yabancı cisim şüphesinde nasıl yardım edilmelidir?
Ahmed Doğrusözlü
bilgi@tg.com.tr

Osmanlı sultânları hakkında...
M.Necati Özfatura
necati.ozfatura@tg.com.tr

Demokrasiye “Evet”
Vehbi Tülek
vehbi.tulek@tg.com.tr

Baba Nîmetullah Nahçıvânî
Ekrem Buğra Ekinci
ekrem.ekinci@tg.com.tr

NÂMAĞLUP BİR HÜKÜMDAR EMiR TiMUR
Arama


Dini kelimeler ara
Kelime Anlamlari
Sadece Internet Explorer ile oluyor
Isaretlediginiz Kelimeyi
Buraya tiklayarak
arayin
Haberler
Linkler
Resûlullah Efendimiz, Medîne’de ilk defa kime misafir oldu?


Yazar Adı: Ahmed Doğrusözlü

Yazar İletişim: bilgi@tg.com.tr

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Medîne-i münevvere’yi teşrîf buyurunca, devesini serbest bıraktı. Deve ilk defa iki yetîme âit bir arsaya çöktü ve çok durmadan kalktı. Biraz yürüdükten sonra tekrâr aynı yere gelip çöktü. Burası, Peygamber Efendimizin dayıları olan Neccâroğullarından Ebû Eyyûb-i Ensârî Hazretlerinin evine yakındı. Peygamberimiz, bu zâta misâfir oldu.
Ensâr (Medîneli Müslümânlar), dînleri için vatanlarını terk eden muhâcir kardeşlerini barındırdı, evlerinde misâfir etti, onlara iş buldu, mülklerinden yer verdi ve her yardımı yaptılar. Bu tür fedâkârlık ancak İslâm kardeşliğinde vardır. Nitekim Allahü teâlâ meâlen: “Ancak mü’minler kardeştirler” (Hucurât sûresi, 13) buyurarak, gerçek sevgi ve samîmiyetin maddî menfaatle değil, îmânla, inançla var olabileceğini beyân buyurmuştur. Bu da açıkça Ensâr ile Muhâcirîn’in arasında görülmektedir.
Medîne’ye hicretin, İslâm târihinde büyük önemi vardır. Hicret’ten sonra Müslümânlığın kolayca ve sür’atle yayılması sağlanmış, İslâm dîninin merkezi Mekke’den Medîne’ye nakledilmiş oldu...
Mekke’deki bir avuç garip Müslümânlar, Medîne’de bir devlet kurmuşlardı. Cihâd emri burada geldi. Medîne’deki kabîleler arasındaki kin ve düşmânlık kalktı, yerini İslâm kardeşliği ve sevgisi aldı. Hicretten sonra İslâmiyet sür’atle yayıldı.
Medîne üzerine yürüyen müşrik orduları, yapılan savaşlarda hep mağlûb edildi. Daha sonra Mekke de fethedildi. İslâmiyet Arap Yarımadasının her tarafına yayıldı. Bundan sonra da İslâm orduları asırlar boyu, dünyânın dört bir yanına bir îmân seli gibi aktılar. İslâm nûrunu dünyânın her tarafına yaydılar.
Bu vesîleyle târihteki bazı göçlerden de bahsedelim:
Dînî, iktisâdî, siyâsî, ictimâî (sosyal) ve diğer sebeplerle insan topluluklarının bir yerden bir başka yere gitmesi “HİCRET (GÖÇ)” diye isimlendirilmektedir. Ferdî sebep ve maksatlarla yer değiştirmeye ve bu esnâda nakledilen eşyâların hepsine de “göç” denmektedir...
Bir târih nazariyesine göre, M.Ö. 3000-4000 yıllarında Orta Asya’da yaşayan kavimlerin şiddetli ve uzun süren kuraklık sebebiyle doğuya, kuzeye, batıya ve güneye gitmelerine; “KAVİMLER GÖÇÜ” denmektedir. Kitaplarda, bu göçün siyâsî, sosyal ve kültürel neticeleri üzerinde uzun uzun durulmaktadır.
Aynı bölgede M.S. 6. yüzyıldan i’tibâren başlayan ve asıl ağırlığı batı istikâmetinde olan TÜRK GÖÇLERİ, 17. yüzyıla kadar devâm etmiş; İran, Anadolu ve Balkanlar’dan geçerek Avrupa ortalarına ulaşmıştır.
Türkler, geçtikleri yerlerde birbirlerinin devâmı olan devletler kurmuşlar, böylece Orta Asya içlerinden Avrupa ortalarına uzanan kültür ve medeniyet mîrâsları ve yerleşik Türk boyları ile bir Türk dünyâsı meydâna getirmişlerdir. Bu göçler sırasında Türklerin bir kolu, Karadeniz’in kuzeyinden geçerek Avrupa ortalarına gelmiş, burada Avrupa Hun Devletini kurup, bir müddet yaşadıktan sonra diğer yerli kavimlerin arasında Hıristiyanlaşarak, eriyip gitmişlerdir.
Orta Doğu üstünden Mısır’a doğru yol alanlar da, kurdukları çeşitli devletlerden sonra Osmanlı Devleti içinde yer almışlardır. Gerek bunların ve gerekse Anadolu’ya gelen Türk boylarının en büyük tâlihi, İslâmiyeti kabûl etmeleridir. 9. ve 10. yüzyıllardan i’tibâren boylar ve kitleler hâlinde Müslümân olan Türkler; bugünkü Îrân, Âzerbaycân, Hindistân, Irâk ve Anadolu’da kurdukları güçlü devletlerle, hem kendi hayâtiyetlerini korumuşlar, hem de kazandıkları zaferlerle İslâm dünyâsına yeni bir çehre kazandırmışlardır.
Böylece başlayan Türk-İslâm devletleri devri, Osmânlı Devleti bünyesinde bütün İslâm dünyâsının tek ve birleşik devleti hâline gelerek 20. yüzyıl başlarına kadar devâm etmiştir.
Osmânlı Devletinin son zamanlarında, “Doksanüç Harbi” adıyla meşhûr 1877-78 Osmânlı-Rûs savaşları esnâsında, Tuna boylarında, Balkanlar’da ve Kırım’da yaşayan Türklerin, eşi görülmemiş Rûs ve Hıristiyân zulmü, vahşeti karşısında Anadolu’ya yaptıkları toplu göç, “93 Muhâcerâtı” olarak bilinir ve teessürle hâtırlanır.
1950’li yıllarda, Komünist idârelerin şiddetli tazyik ve zulmüne dayanamayan Müslümân-Türklerin, Balkan ülkelerinden (Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan) ve Rusya’dan Türkiye’ye toplu olarak yaptıkları göçler de, son yılların hâfızalarda yaşayan göç hâdiselerindendir...


Okunma: 80 Eklenme Tarihi: 13.02.2010 Saat: 09:21
SON 10 Yazisi
Osmanlı sultânları hakkında...
Mübârek Berât Kandilinin fazîleti
Bütün dünyânın, özellikle Balkanlar, Türk Cumhuriyetleri ve İslam âleminin Türkiye’den bekledikleri.
Bütün dünyanın, özellikle Balkanlar, Türk Cumhûriyetleri ve İslam âleminin Türkiye’den bekledikleri.
MÜBÂREK ŞA’BÂN AYININ FAZÎLETİ
Mi’râc Gecesi’nde Ümmet-i Muhammed’e verilenler
Dün gece mübarek Mi’râc Kandili idi...
Herkes için doğru bir rehbere ihtiyaç vardır
Her zaman, her yerde ve her işte doğru bir rehbere ihtiyaç vardır
Bir hadîs-i kudsîde buyurulanlar
 
En Çok Okunan

Ahmed Doğrusözlü: En çok okunan yazısı
Peygamber Efendimize hakâret edilmesi münâsebetiyle -1-


Seçenekler

   Yazici ile yazdir

   Arkadasa gönder

   Köşe Yazılarına Dön

Tarih içinden