Bizim Sayfa

Engelliye engel çıkaranlar!..

Engelliye engel çıkaranlar!..



“Sabah kontuarda rapor ve 260 lira bilet farkı isteyen genç gitmiş, gündüz çalışanlar gelmişti…”

 

 

Uçağa alınmam için rapor istendiğini bu konuda nasıl bir yol izlemem gerektiğini öğrenmek için üstelik görevlilerce yönlendirildiğim için gittiğim odasında, beni bir kelime olsun dinlemeyen doktor bir de görevlileri çağırıp kovdurtmuş, hakkımda şikâyette bulunmuştu.

O an anladım ki her taraf âdeta robotlaşmış… Bir insan o kapıdan içeri girerse sırası gelmiş hasta olmalı. Bunun dışında kimseye bir kelime dahi konuşmaya tahammül kalmamış.

Bu da beni ayrıca kahretti… Sabah saat 04.00’ten saat 10.00’a kadar %93 engelli hâlimde derdimi anlatacak bir yetkili bulamamanın sıkıntısını doktorla paylaşacağım ümidiyle gittiğim hastanede bir de doktor tarafından kovulmuştum.

Çevremde tanıdık bildik dostlarımızın yardımıyla yönlendirilip nihayetinde o gün “uçağa binebilir” raporumu alarak saat 15.00’te kalkacak olan uçağa yetişmek üzere havaalanına gittim.

Sabah kontuarda benden rapor ve 260 lira bilet farkı isteyen genç gitmiş, yerine iki tane gündüz çalışan eleman gelmişti. Kendilerine raporu ve kimliği uzatıp benim durumumun ne olduğunu öğrenmek istedim. Yan taraftaki bayan memur adımı duyunca “tamam beyefendi sizin biletiniz hazır. Tüpünüzü de boş olarak bagaj bölümüne alacağız” dedi.

Bu sözleri duyunca sevinecek miyim, üzülecek miyim bilemedim. Daha sabah beni uçağa almayanlar oksijen tüpümü bahane etmişler, “tamam tüpü bırakayım” dediğimde de benden sağlık raporu istemişlerdi. Şimdi ise gün boyu yoğun mücadele vererek aldığım o raporun yüzüne bile bakmamışlardı. Ben 12 Eylül 2017 tarihinde OGU havalimanından İstanbul Atatürk havalimanına saat 04.50’de kalkan uçağın o değerli pilotunun hangi duyguyla beni orada bırakarak uçtuğunu merak ediyorum ve yetkililerden bunun cevabını bekliyorum. Rapor gerekiyorsa niçin sonraki yetkililer hiç rapora bakmadı, rapor gerekmiyorsa önceki pilot neden rapor şartı getirdi? Bu, kişiye göre mi kafaya göre mi? Neye göre doğrusu merak etmekteyim… Bir sonraki gün sorunsuz bir şekilde yaptığım yolculuk neticesi evime ulaşabildim.

İstanbul’a geldiğimin ertesi günü, 15 gün sonra çıkar denildiği hâlde üç aydır haber verilmeyen engelli kimliğimin akıbetini öğrenmek için Aile ve Politikalar Bakanlığı Başakşehir Şubesine gittim. Girişteki görevliye kimliğimin çıkıp çıkmadığını öğrenmek istediğimde telefonla aranıp aranmadığımı sordu… DEVAMI YARIN

"Ben hâkimlik yapamam!"

“Ben hâkimlik yapamam!”



Tâbiîn’den olup, Irak’ta yetişen Bekir bin Abdullah Müzenî hazretlerini, bir zaman kadı/hâkim yapmak istediler bir beldeye.

O, cevâben;

“Ben hâkimlik yapamam” dedi.

Ve kabul etmedi.

Israr ettiklerinde;

“Doğru söylüyorum, ben hâkimlik yapamam” dedi.

Onlar yine;

“Yaparsın” dediler.

O zaman da;

“Ben size, hâkimlik yapamam, diyorum. Doğru söylediğime inanıyorsanız mesele yok. Eğer yalan söylediğime inanıyorsanız yalancıdan hâkim olmaz” buyurdu.

● ● ●

Bir gün de sohbetinde;

“Kardeşlerim! Çocuklarımıza mutlaka Kur’ân-ı kerîmi öğretmeliyiz” buyurdu.

Ve ekledi:

Resûl-i Ekrem Efendimiz “Çocuklarına Kur’ân-ı kerîm öğretenlere, öğretilen Kur’ânın her harfi için, on kere Kâbe-i muazzama ziyâreti sevâbı verilir” buyuruyor.

● ● ●

Bir gün de yolda “yaşlı birini” gördü.

Kendi kendine;

“Bunun ibâdeti benimkinden çoktur. Onun için o benden daha fazîletlidir” dedi.

Ve yola devam etti.

Sonra bir genç gördü.

O defâ da “Benim günâhım, şu gencin günâhından kat kat çoktur. O hâlde Allah katında, o benden daha kıymetlidir” dedi.

Hicri yeni yıl

Hicri yeni yıl



Hicri 1438 yılından, 1439’a girildi. Muharremin birinci gecesi, Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir.

 

 

Sual: Mübarek gün ve gecelerin bulunduğu hicri takvimde, yeni yıl ne zamandır, hangi aydadır, önemi nedir?

Cevap: 21 Eylül Perşembe yani bugün, Muharrem ayının ve Hicri yeni yılın ilk günüdür. 1438 hicri yılından, 1439 hicri yılına girilmektedir. Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur’an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. Hadîs-i şeriflerde;

(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cumadır.)

(Muharrem ayında bir gün oruç tutana, bugüne karşılık otuz gün oruç sevabı yazılır) buyuruldu.

Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların yılbaşı gecesidir.

Bu gün ve gecede Müslümanlar, birbirinin yeni yılını tebrik ederler. Böyle günler vesile edilerek dargınlıklar, kırgınlıklar giderilir. Allahü teâlânın emirlerini yaparak ve yasaklarından sakınarak, Allahü teâlânın verdiği nimetlere şükredilir. Günahlara tevbe edilir.

Müslümanlar, sene başı gecelerinde ve günlerinde, müsafeha ederek, mektuplaşarak tebrikleşirler. Birbirlerini ziyaret eder, hediye verirler. Sene başını dergi ve gazetelerde kutlarlar. Yeni senenin, birbirlerine ve bütün Müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için dua ederler. Büyükleri, akrabayı, âlimleri ziyaret edip dualarını alırlar. O gün, bayram gibi temiz giyinirler. Fakirlere sadaka verirler.

Başlangıç zamanına göre, zamanımızda iki türlü takvim kullanılmaktadır: Miladi takvim, Hicri takvim. Miladi sene, İsa aleyhisselamın doğum günü zannedilen zamandan başlamaktadır. Hicri takvim ise, Peygamber efendimizin Medine’ye hicret ettiği seneden başlamaktadır.

Müslümanlar için Mekke’de kalmak, tahammül edilemeyecek derecede idi. Peygamber efendimize durumlarını arz ederek, hicret için müsaade istediler. Bir gün, sevgili Peygamberimiz, sevinçli bir hâlde Eshâbının yanına gelip;

(Sizin hicret edeceğiniz yer bana bildirildi. Orası Medine’dir. Oraya hicret ediniz. Allahü teâlâ Medine’yi size emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı) buyurdu.

Resûlullah efendimizin izni ve tavsiyesi üzerine Müslümanlar, Medine’ye birbiri ardınca, bölük bölük hicret etmeye başladılar. Son olarak da kendileri hicret ettiler ve bu hicret tarih başlangıcı oldu.

Hicri yeni yılın, herkese hayırlı olması dileği ile…

Dünya hayatı bir rüya gibidir...

Dünya hayatı bir rüya gibidir…



Yeni bir senenin farkı sadece rakamların değişimi olmamalıdır. Geçirdiğimiz ve bir daha ele geçiremeyeceğimiz altın değerindeki koca bir senemizin muhasebesini yapmalıyız.

 

Bugün hicri takvim olarak 1439 yılına girmiş bulunuyoruz… Ömrümüzün bir senesi daha gitti. Kabir hayatına biraz daha yaklaştık. Ömür takvimimizden bir yaprak daha düştü… Seneler gün gibi geçiyor, nefeslerimiz sayılı, her nefes alışverişimizde bir sayı azalıyor… Dünya hayatı bir hayal gibidir, rüya gibidir. İnsan rüya gördüğü zaman onu gerçek zanneder, güzel rüyada tebessüm eder, sıkıntılı olanda ise terler, rengi değişir. Ama, bunların hepsi uyanınca biter. Gerçek zannettiği sevindiği, üzüldüğü şeyler meğer bir rüya imiş…

Meşhur bir söz vardır:

“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar…” İnsanoğlu da ölünce yaşadıkları, gördükleri, yaptıkları ona rüya gibi gelecektir. O zaman dünya hayatının ne mal olduğunu anlar fakat iş işten geçmiştir artık.

Yeni bir senenin farkı sadece rakamların değişimi olmamalıdır. Geçirdiğimiz ve bir daha ele geçiremeyeceğimiz altın değerindeki koca bir senemizin muhasebesini yapmalıyız.

Maddi ve manevi yönden geçirdiğimiz yılda ne kazandık, ne kaybettik. Kârda mıyız, zararda mı? Kârda isek bunu yeni yılda arttırmaya çalışmalıyız. Zararda isek sebeplerini araştırmalı ve bir daha zararlı çıkmamak için kendimizi hazırlamalıyız.

Kıyamet günü insanlar tekrar dünyaya gelebilmek için çok yalvaracaklar, bir fırsat daha tanınırsa bu defa çok iyi olacaklarını, her şeyi gördüklerini söyleyecekler; fakat bu istekleri yerine getirilmez. Onlara şöyle cevap verilir:

“Ahmak adam sen dünyadan gelmiyor musun? Sana her şey apaçık anlatılmadı mı?..”

Tekrar dönme imkânı olmayacak şu dünyadan güzel bir hayat yaşayarak ayrılmaya gayret etmeliyiz.

İdrâki ile şereflendiğimiz Muharrem ayı Hicri senenin ilk ayıdır. İslâmın güneşi Mekke-i Mükerremede doğdu fakat Hicretten sonra Medine-i Münevvereden bütün kâinatı aydınlattı.

Daha önceden korkmadan namaz dahi kılamayan müminler, huzur içinde bütün ibadetlerini yapar hâle gelmişlerdi.

Devlet reislerine mektuplar gönderiliyor, imana davet olunuyorlardı. Hidayete lâyık olanlar imanla şerefleniyor, ebedi sâadete kavuşuyorlardı.

Sene-i devriyesini idrâk ettiğimiz Hicret o kadar büyük nimetlere vesile oldu ki, tarif edilemez. Boğulmak üzere bulunan beşeriyete can simidi gibi oldu, ona tutunan kurtuldu.

Muharrem ayı çok mübarek bir aydır. “Şehrullah” (Allah’ın ayı) diye tarif olunmuştur. Bu ayın onuncu günü Aşure günüdür. Aşure gününde birçok önemli hadiseler meydana gelmiştir.

İnşaallahü teâlâ haftaya yazacağımız yazıda Aşure gününün faziletinden bahsedeceğiz.

Rabbimiz bu yeni yılı hepimize ve bütün İslâm âlemine hayırlara vesile kılsın, âmin…

"Ey kulların sığınağı olan Allahım..."

“Ey kulların sığınağı olan Allahım…”



Hazreti Ali ve iki mübârek oğlu, Hasan ve Hüseyin bir gece karanlığında birisinin şiir okuduğunu duydular…

 

Hasen bin Osmân hazretleri Cezâyir-Tilmsân’da yetişen fıkıh âlimlerindendir. 724 (m. 1324)’de doğdu. 790 (m. 1388)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:

Mucize ve kerâmet, ikisi de harikulade hâllerdir. Ancak mucizede, Peygamber olan zâtın, Peygamberliğini iddia etmesi vardır. Aklın caiz ve mümkün kıldığı şeyler, normal âdetteki bilgilerle kıyâs edilerek reddedilemez. Şöyle anlatılır:

Hazreti Ali ve iki mübârek oğlu Hazreti Hasan ile Hüseyin (radıyallahü anhüm), bir gece karanlığında birisinin şu şiiri okuduğunu duydular: “Ey karanlıklarda çaresizin duâsına icabet eden! Ey hastalıkları, belâ ve musibetleri gideren! Bize lütuf ve keremin ile, işlediğimiz hatâ ve günahlarımızı af ve mağfiret eyle. Ey kulların sığınağı, ümîdi olan Allahım, günahkâr için eğer senin affın olmasa, âsîlere kim lütuf ve ihsânda bulunur…” Bunu dinledikten sonra, Hazreti Ali, oğullarından birisini gönderip, bunu söyleyen şahsı bulup getirmesini söyledi. Bir müddet sonra o şahıs Hazreti Ali’nin huzûruna getirildi. Hazreti Ali ona; “Senin söylediklerini işittim. Hâlini anlat bakalım!” dedi. O şahıs şöyle anlattı:

“Ben zevk-ü-sefâya ve günahlara dalmış birisi idim. Babam bana nasihat edip; “Oğlum, Allahü teâlâ zâlimleri azap ile yakalar, onları cezalandırır” derdi. Babam bana böyle nasihat ettikçe, ben de onu döverdim. Bunun üzerine, benim bu kötü hâlimden dolayı babam bana bedduâ etmeye ve bunun için Mekke-i mükerremeye gideceğine, duâsını kabul etmesi için Allahü teâlâdan yardım isteyeceğine yemin etmişti… Nihâyet babam yeminini yerine getirdi. Bedduâsını yapar yapmaz, benim sağ tarafım kurudu. Bunun üzerine ben yaptıklarıma çok pişman oldum. Babamın gönlünü alıp, onu râzı etmeye karar verdim. Hattâ bana bedduâ ettiği yerde duâ edeceğine dâir ondan söz aldım…

Babamı bir deveye bindirdim. Yola çıktık. Ancak yolda, deve ürküp, babamı iki kaya arasında üzerinden attı ve babam öldü…”

Bunu dinleyen Hazreti Ali, o şahsa; “Eğer baban senden râzı olmuş ise, Allahü teâlâ da senden râzı olmuştur” buyurup, kalktı ve birkaç rekat namaz kıldı. Sonra Allahü teâlâya duâ etti. Daha sonra o şahsa; “Ey mübârek kişi! Kalk” dedi. O şahıs kalktı ve yürümeye başladı, önceki sıhhatine kavuştu. Sonra Hazreti Ali ona şöyle dedi:

“Eğer babanın senden râzı olduğunu söylemeseydin, sana duâ etmezdim!..”

Mektubat

Tam Ilmihal

İslam Ahlakı

Namaz Kitabı

Hüseyin Hilmi Işık

button_HHI_Sesli2