- Kalbler ve birleşik kaplar
- Utanmayan her şeyi yapar
- Emri maruf için üç ana şart
- Hiç kimse son nefesten emin olmasın
- Bunu niçin yaptın?
- Mümin, mümini gördüğü zaman
- Kalbdeki gözün önemi
- İnsanlar uykudadır
- Hakikat olmazsa görüntü de olmaz
- En zor iş
- Mümin, mümin için rahmettir
U şeklinde bir tüpe su konursa, su gider gelir ve iki taraf da eşitlenir. İşte Müslümanlar da, bir araya geldikleri zaman birbirlerinin kalblerine nur akar. Aynı birleşik kaplar gibi. Onun için kötü insanlarla bir araya gelmemelidir. Onlara nur gitmez, onlardan zulmet gelir. Peygamber efendimiz İslamiyet’in ilk zamanlarında kabir ziyaretini yasaklamışlardı. Çünkü o zamanlar vefat edenler Müslüman değildi. Ama ne zamanki Müslümanlar da, vefat etmeye başladı, izin verdiler. Mesela din kitabını okurken de, yazanın kalbindeki nurlar birleşik kaplar usulü gidip gelmeye başlar. Bu yüzden, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin kitaplarını okumalı. Bir kişi kitap okursa, kitap okumuş olur. İki kişi okursa sohbet olur ve yine nurlar gidip gelmeye başlar.
Devamını oku...Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Âdem aleyhisselamdan, bizim Peygamberimize kadar, ne kadar peygamber geldiyse, her peygamber ümmetine şu nasihatte bulunmuştur:
(Utanmazsan, her şeyi yaparsın.)
Bu bir tehdittir. Onun için Peygamber efendimiz, (Hayâ imandandır) buyuruyor.
Utanmak bir nimettir. Utanmayan her şeyi yapar. Onun için utanma duygusu çok lazım. Utanmak için de utananlarla birlikte olmak lazım. Utanmazlarla birlikte olan hayâsız olur; çünkü ahlak bulaşıcıdır. İyi ahlak gibi kötü ahlak da bulaşır. İyi ahlaklı olmak isteyen, iyi ahlaklılarla beraber olmalı.
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Emr-i bil maruf, nehy-i anil-münker yapmak her mümine farzdır. Yani her mümin bir şey anlatmak veya bir şey anlatılmasına sebep olmak zorundadır; ancak herkes emr-i maruf ve nehy-i anil-münker yapamaz. Bunu yapması için üç ana şart lazım. Bu üç şart noksansa faydalı olamaz.
1- İlim sahibi olacak. İlim de üçe ayrılacak. Hem fıkıh ilmi, hem tasavvuf ilmi, hem de fen ilimlerinde mahir olacak, bilecek. İlimsiz emr-i maruf olmaz.
2- Adil olacak. Yaptığı işlerinde, hizmetlerinde adalet ön planda olacak. Adalet nedir? Çobanla sultan aynı haklara sahiptir. Babası olsa, dedesi olsa, oğlu olsa, kızı olsa, fark gördüğü anda, farklı muamele yaptığı anda, o adil değildir.
Devamını oku...Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Hakiki bayram, dört beş yerde imtihanı verdikten sonra ahirette olacaktır. Bir tanesi ölüm hâlidir. Peygamber efendimiz yemin ederek buyuruyor ki:
(Bir mümin ömrü boyunca Cennetlik amel işler ve artık Cennete girmesine bir zra, yani 40–50 santim kalmıştır. Orda bir yanlış iş yapar, Cehenneme gider. Bir kâfir, 80 yıl küfür eder, 80 yıl isyan eder, artık onun Cehenneme girmesine bir zra kalmıştır. O da tevbe edip kelime-i şehadet getirir, hiç günahsız Cennete gider.)
O halde, Aşere-i mübeşşere hariç hiç kimse, son nefesten emin olamaz. Daima uyanık olmalı, dikkatli olmalı. İmanı, başın üzerinde kaçacak kuş gibi bilip, kaçmaması için dikkatli olmalı.
Devamını oku...Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dünya hayaldir. Öldükten sonra iki yer var: Cennet ve Cehennem. Ortası yok.
İman ve küfrün de, ortası yok. Burada insanın karar vermesi gerekir.
İki yol var: Birisi Cennete, diğeri Cehenneme götürüyor. Bunlardan birine karar verip, orada yürümek lazım. Yolsuz yürümek mümkün değil. Bir anda iki yolda birden yürümek, hiç mümkün değil. Aynı anda hem doğuya hem batıya gidemeyiz.
Elhamdülillah, biz Allahü teâlâya iman ettik, Peygamber efendimize iman ettik, ne bildirdiyse kabul ettik, beğendik, ahiret gününe iman ettik; ama bu iman ettiğimiz yolda, şüphesiz ki günahlar işliyoruz. Peki, bizim sonumuz ne olacak?
Devamını oku...Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Kâbe-i muazzama ilk görüldüğü zaman, mümin ne dua ederse Allahü teâlâ kabul eder. Müminin kalbi, Kâbe’den çok kıymetlidir. Nasıl Kâbe’yi ilk görünce yapılan duayı, Allahü teâlâ reddetmeyip kabul ediyorsa, bir mümin, bir müminle karşılaştığı zaman ne dua ederse, Allah kabul eder.
Bir mümin bir müminle karşılaştığı zaman yapacağı dua, ilk önce, (Esselamü aleyküm) olmalıdır.
Esselamü aleyküm demek, Allahü teâlâ, sana hem dünyada, hem ahirette selamet versin, seni Cennetine koysun demektir. O da, (Ve aleyküm selam) veya (Ve aleyküm-üs-selam) derse, Allahü teâlâ sana da, hem dünyada, hem ahirette selamet versin diyerek, duasına karşılık vermiş olur.
Devamını oku...Bu göz çok iyidir; ama çok da yanıltıcıdır. Birçok insanın Müslüman olamamasının sebebi bu gözdür. Gözüne inanan, mübarek bir zatın kıyafetine, mesleğine bakarak yanılır, onu dinlemez ve istifade edemez. Baştaki göze değil, kalbdeki göze tâbi olmak lazımdır. Kalbdeki göz, doğruyu-yanlışı ayırır, kimin sevilip kimin sevilmeyeceğini bilir. Hakkı hak, bâtılı bâtıl bilir.
Hiç kimsenin mesleğine veya kıyafetine bakarak karar verilmez, işin kaynağına bakılır, naklettiği bilgiyi nerden aldığına bakılır. Bedenin gıdasını iyi seçtiğimiz gibi, ruhun gıdasını da iyi seçmeye mecburuz. Bedene bozuk gıda alan dünyasını yıkar, fakat ruhuna bozuk gıda alan ahiretini mahveder. Pis borudan şifa gelmez. Suyun kaynağı da, geçtiği yolu da temiz olmalıdır.
Devamını oku...Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dünya, uykudaki bir kimsenin rüyası gibidir. İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Ahiret ebedî hayattır. Cennet dünyanın karşılığıdır. Dünyayı terk edene, bırakana, oranın ebedi nimeti verilecektir. Yani dünyayı, dünya malını sahiplenmeyen, onun bir karanlık olduğuna, emanet olduğuna iman eden için, Allahü teâlâ kalıcı olanı verecektir. Cehennem de dünyanın karşılığıdır. Dünyayı isteyip, ahireti unutana verilir, oradan ebediyen ayrılamaz. Bu bir tercih meselesidir. Allahü teâlâ, ahireti tercih edene Cenneti verecektir, dünyayı tercih edene Cehennemi verecektir.
Hayırlı insan odur ki, dünyada Allah’a ve Resulüne iman eder, itaat eder ve ömrünü o yönde bitirir.
Devamını oku...Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bu dünya, aynadaki bir görüntüdür. Görüntünün olabilmesi için bir hakikatin olması lazımdır. Hakikat ahirettir. Mescidlerin hakiki yeri Cennettir, Cennetin dünyadaki izdüşümü mescidlerdir. Cennetin yolu mescidlerden geçer. Fotoğrafın olabilmesi için bir gerçeğin olması lazım. Ahiret de bir hakikat olmasaydı, dünyadaki bu görüntü olmazdı.
Eğer bir toplulukta, bir cemaatin içinde, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği, razı olduğu, kabul ettiği bir tek kişi varsa, Allahü teâlâ o bir kişi hürmetine hepsini affeder. Hak kapısında, o cemaatte ehil ve nâehil olanlar beraberdir.
Devamını oku...Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dünyada en zor iş, karar vermektir. Yani, peki demek mi, hayır demek mi? Allah korusun, peki denecek yerde hayır denirse; hayır denmesi gereken yerde de peki denirse, küfre bile girilebilir. Büyük bir zata, (Hep hocanızdan bahsediyorsunuz, hocanız size ne öğretti ki, hep ondan bahsediyorsunuz?) diye sormuşlar. O zat da, (Hocam bana, nerde peki denir, nerde hayır denir, kim sevilir, kim sevilmez, onu öğretti. Bu da bana yetti) buyurmuş.
Allah için istişare edince, Allahü teâlâ en iyisini karşımıza çıkarır. İstişare etmek, sormak, nefsi kırar. Sormamak nefsi azdırır. Soramamak kibir alametidir.
Devamını oku...Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Mümin, mümine şifadır, rahmettir. Onun için, hastanın en büyük ihtiyacı bir mümini görmektir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Mahşerde, herkes buram buram güneş altında yanarken, elli bin sene orada terlerken, yedi sınıf Müslüman arşın gölgesinde gölgelenecekler, onlar için azap korkusu yoktur. Bunlardan biri, müminin yüzüne Allah rızası için bakanlardır.)
Müminin simasına Allah için bakanlar, arşın gölgesinde gölgeleneceklerdir.
Âdem aleyhisselamdan son ferde kadar herkes mahşerde toplanacak. Güneş bir mızrak boyu alçalacak. Elli bin ahiret senesi orada beklenecek. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki:
Devamını oku...







28.01.2012








