Bizim Sayfa

"Bu, takvâ kuşudur"

“Bu, takvâ kuşudur”



Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî hazretleri, Horasan evliyâlarındandır. Kendisi anlatıyor:

Bir gece rüyâ gördüm.

Bütün insanlar büyük bir meydanda toplanmışlardı.

Onlara sordum ki:

“Niçin toplandınız?”

Cevâben;

“Kıyâmet koptu” dediler.

O ara bir “kuş” gördüm.

Uçarak geldi ve mahşer ehlinden bâzısını kanatları üzerine alarak cennete götürdü.

Kendi kendime;

“Bu kuş nedir?” dedim.

Doğrusu merak etmiştim.

O ara bir “kâğıt” belirdi havada.

Uzanıp onu aldım.

Baktım, üzerinde;

“Bu, takvâ kuşudur” yazıyordu.

Kendi kendime;

“Dünyada haramlardan kaçanlara ne mutlu” dedim.

Zîra insanlar mahşer meydanında sıkıntıdan kıvranırken onlar, sevinç içinde cennete uçmuşlardı…

● ● ●

Bir gün de bazı sevdikleri, Sehl bin Abdullah hazretlerine;

“Bedbaht olmanın alâmeti nedir efendim?” dediler.

Cevâbında;

“İlmi olup da amel yapmamak ve ameli olup da ihlâsı olmamaktır” buyurdu.

Ve ekledi:

“Üçüncü alâmetiyse bir velî sohbetine kavuşamamaktır. Zîra bir Allah adamını bir evliyâ zâtı tanımamak veyâ onu görüp de hüsn-ü kabul görmemek, kötü bahtlı olmanın en büyük nişanıdır.”

Ahirette Cehennemden kurtulmak için...

Ahirette Cehennemden kurtulmak için…



 

Cehennemden kurtulmak, yalnız Muhammed aleyhisselama tabi olanlara mahsustur.

 

Sual: Bir kimse, dünyada çok faydalı işler yapsa, keşiflerde bulunsa fakat Muhammed aleyhisselama inanmasa, bu kimsenin yaptığı iyi şeyler, bu kimseyi ahirette kurtarabilir mı?

Cevap: Ahirette Cehennemden kurtulmak, yalnız Muhammed aleyhisselama tabi olanlara mahsustur. Dünyada yapılan hayrat ve hasenat, yani bütün iyilikler, bütün keşifler, bütün hâller ve bütün ilimler Resulullah efendimizin yolunda bulunmak şartı ile, ahirette işe yarar. Yoksa, Allahü teâlânın Peygamberine tabi olmayanların yaptığı her iyilik, dünyada kalır ve ahiretin harap olmasına sebep olur. Yani, iyilik şeklinde görünen, birer istidracdan başka bir şey olamaz. Nitekim, dünyadaki faydalı ve hayırlı işlerden cenâb-ı Hakkın, en çok beğendiği, cami yapmaktır. Cami yapmanın, çok sevap olduğunu bildiren hadis-i şerifler vardır. Böyle olmakla beraber, Tevbe sûresi, 18. âyetinde mealen;

(Kâfirlerin cami yapmaları caiz değildir. Yerinde ve yarar bir iş değildir. Onların cami yapmaları ve diğer bütün beğendikleri işleri, kıyamette kendilerine yaramayacak ve Muhammed aleyhisselama tabi olmadıkları için, Cehenneme girip, çok acı azaplarda sonsuz olarak cezalandırılacaklardır) buyuruldu.

Bir kimse, binlerce sene ibadet etse, ömrünü nefsini temizlemekle geçirse, güzel huyları ile yanındakilere ve keşfettiği aletlerle, bütün insanlara faydalı olsa, Muhammed aleyhisselama tabi olmadıkça ebedi, sonsuz saadete kavuşamaz.

***

Sual: Görevli imamı ve müezzini olmayan cami ve mescitlerde, aynı vaktin namazı, değişik cemaatler yapılarak kılınabilir mi?

Cevap: Mahalle camisinde, ezan ve ikamet okuyarak bir kere cemaat ile namaz kılınır. Yoldaki camilerde ve imamı, müezzini olmayan camilerde, her cemaat için ayrı ayrı ezan ve ikamet ile kılınır.

***

Sual: Nafile namaz kılan bir kimse, vaktin farzını kılacak olana uyup cemaat olsa, bu namaz cemaat ile kılınmış olur mu?

Cevap: Nafile kılan bir kişinin, farz kılana uyması ile cemaat sevabı hasıl olur.

***

Sual: Namazda secde-i sehiv yapmak için iki tarafa mı selam vermelidir?

Cevap: Secde-i sehiv yapmak için, bir tarafa selam verdikten sonra, iki secde yapıp oturulur ve namaz tamamlanır. İki tarafa selam verdikten sonra veya hiç selam vermeden de, secde-i sehiv yapmak caizdir.

Sizin gelin nereli?

Sizin gelin nereli?



“Babaannemden dinlediğim hikâyelerle günümüzü kıyaslamak istiyorum da fark bile kalmamış…”

 

Temiz ve düzenli olmayı seven ve başkalarının da öyle olmasına önem veren babaannemden dinlediğim, beğendiğim, bazen temizlik yaparken hatırıma gelen birkaç minik hikâyeciği paylaşmak istiyorum…
Ailenin biri, evlenme çağındaki oğulları için öğrendikleri duydukları bir ailenin kızını, hiç haber vermeden, çat kapı görmeye giderler. Ne var ki evde bulamazlar. Gittikleri ailenin dışarıda büyükçe bir aynaları vardır. Bakarlar ki ayna hiç silinmemiş toz içinde… Buraya not bırakırlar: “Dünür gelmiştik biz bu evin kızına/Sizi evde bulamadık, yazı yazdık aynanızın tozuna.”

Diğer hikâye de buna benzer şekilde. Ailenin biri oğullarına uygun gelin adayını görmeye giderler. Zile basarlar ve kapının açılmasını beklerken oğlan der ki:

“Bu evin kızı alınır” işte. Annesi şaşırır:

“Oğlum daha kızı görmedin, ne oldu da böyle söyledin ki?” der.

Oğlan şöyle cevap verir:

“Anneciğim kapılarının önü bile o kadar düzenli ve temiz ki kendileri kim bilir ne kadar temiz insandır” der.

Evi süpürürken, silerken, eşyaların tozunu alırken; aynayı, masayı silerken babaannemden dinlediğim bu iki darbımesel yani hikâyecik gelir aklıma…

Bir de, bir evin üç kızı varmış, üçü de peltekmiş… Anneleri bunları evlendirmek için dünür geleceği gün “hiç konuşmayın da peltekliğiniz anlaşılmasın” diye sıkı sıkıya tembih edermiş… Bir gün büyük kıza dünür gelmişler. Büyük kız kahve yapıp ikram ederken, en küçük kız telaşla odaya dalmış: “Ana ana, kedi sütü yalaladı” demiş. Ortanca kız hemen kardeşine cevap yetiştirmiş: “Sölemesen yoluludu?” Ablaları da hâliyle söze karışmış: “Dili gicikli dulamadı” demiş…

Dünürler üç kızın peltekliğini böylece anlamışlar…

Derim ki kendi kendime: Şimdi hele de büyük kentlerde nerede böyle ev silip süpürmeler, nerede böyle damat adayları, nerede kız aramalar… Ve böyle hoş hikâyecikler…

Adamcağızın birisi oğlunu evlendirmiş, öteki de arkadaşına sormuş:

“Mürüvvetini göresin kardeşim, gelin kız nereli?”

“Ben de bilmiyorum, bizim oğlan feysbuktan bulmuş” demiş.

Bugünleri daha bir asır öncesinden Faruk Nafiz Çamlıbel de söylememiş mi?

“Ne şair yaş döker, ne âşık ağlar/Tarihe karıştı eski sevdalar/Beyhude seslenir, beyhude çağlar/Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…”

Rumuz: “Melike”

"Bir kızı, süsleyerek Nil Nehri'ne atarız!”

“Bir kızı, süsleyerek Nil Nehri’ne atarız!”



 

“Ey kumandan! Biz bâkire kızı, annesi ve babasını râzı ettikten sonra alır, çok güzel süsleyerek Nil Nehrine atarız!”

 

Muhammed bin Atâullah Hirevî hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. Afganistan’da Herat’ta 767 (m. 1365)’de doğdu. 829 (m. 1426)’da Kudüs’te vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:

Kays bin Haccac şöyle naklediyor:

Mısır fethedildikten sonra, Amr bin As (radıyallahü anh) buraya vâli tayin edildi. Haziran ayında Mısır halkı Amr bin Âs’ın huzûruna gelerek “Ey kumandan! Bizim Nil Nehri için yaptığımız bir âdetimiz vardır. Onu yapmazsak nehir yükselmez” dediler. Amr bin As (radıyallahü anh) onlara, “O âdet nedir?” diye suâl etti. Onlar, “Haziran ayının onikinci günü, ebeveyni yanında kalan bâkire kızı, annesi ve babasını râzı ettikten sonra alır, çok güzel süsleyerek Nil Nehrine atarız” dediler. Amr bin As (radıyallahü anh) hazretleri “İslâmiyette böyle bir şey yoktur, İslâm dîni kendisinden önceki âdetleri ortadan kaldırmıştır” diye cevap verdi…

Halk bunun üzerine her sene yaptıkları âdetlerini yapmadılar ve Nil’in suyu artmadı. Halk o beldeden göç etmek isteyince, Amr bin As (radıyallahü anh) bir mektup yazarak durumu Hazreti Ömer’e (radıyallahü anh) bildirdi ve Hazreti Ömer, Amr bin Âs’a gönderdiği mektûpta “Böyle yapmakla iyi yapmışsın. Sana mektûbumun ilişiğinde bir yazı daha gönderiyorum. Onu, Nil Nehrine at” buyurdu. Amr bin As hazretleri o yazıyı Nil’e attı. Allahü teâlânın kudreti ile Nil yaklaşık onaltı arşın yükseldi. Böylece, o güne kadar süre gelen Mısır halkının bu âdeti ortadan kaldırıldı…

Ubey bin Ka’b (radıyallahü anh) buyurdu ki: “Doğru yoldan ve sünnetten ayrılmayın, zira doğru yoldan ve sünnetten ayrılmayan bir kul Allahü teâlâyı andığı zaman, Allah korkusundan ve Allahü teâlânın azâblarından dolayı gözlerinden yaşlar boşanır. Yeryüzünde, doğru yoldan ve sünnetten ayrılmayan kimse Allahü teâlâyı hatırladığı zaman, Allahü teâlânın korkusundan dolayı tüyleri ürperir. Yaprakları sararmış bir ağacın yapraklarını rüzgâr nasıl dökerse, Allahü teâlâ böyle kulunun günâhlarını, sararmış yapraklar gibi döker. Allah yolunda ve Resûlullahın izinde normal olarak yürümek, Allahü teâlânın emrine ve Resûlullahın sünnetine aykırı olarak çok amel yapmaktan daha hayırlıdır. O hâlde ameliniz fazla da olsa, normal de olsa, Peygamberin yoluna ve sünnetine uygun olmasına dikkat edin.”

Müslümanlar birbirine daima nasihat etmelidir

Müslümanlar birbirine daima nasihat etmelidir



Nasihat, Allahü teâlânın bir kimseye verdiği nimetinin onda kalarak, dinine ve dünyasına faydalı olmasını istemek demektir. Nasihat eden, yumuşak, mütevâzı olmalıdır!

 

 

Müslümanın, Müslüman üzerindeki haklarından biri de, (kabul edenlere) nasihat etmektir. Nasihat, Allahü teâlânın bir kimseye verdiği nimetinin onda kalarak, dinine ve dünyasına faydalı olmasını istemek demektir. İlim sahipleri, imkân nispetinde emr-i marûf ve nehy-i münker yapmalı, yani iyiliği yaymaya, kötülükten sakındırmaya çalışmalıdır! Nasihatten uzak kalan kalp kararır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Dinin temeli nasihattir.) [Buhârî]

(Duyduğu hak sözü, bir Müslüman kardeşine söylemek ne güzel hediyedir.) [Taberânî]

(Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, çok nasihat edendir.) [İ. Ahmed]

İnsanlara vaaz ve nasihat eden kimse şunlara dikkat etmelidir:

1. Nasihat eden, yumuşak, mütevâzı olmalıdır! Allahü teâlâ, Âl-i İmrân sûresinde, Muhammed aleyhisselamın yumuşak davrandığını, bilfarz kaba ve katı yürekli olsaydı, etrafında kimse kalmayıp dağılmış olacaklarını bildirmektedir. Demek ki, söylenilen söz, ne kadar kıymetli ve hikmetli olursa olsun, güler yüzlü, yumuşak olmadıkça, sözlerin tesiri olmaz.

2. Daima doğru konuşmalı, yalandan uzak durmalı, ihtilaflı konulara girmemelidir! Hazret-i Lokman Hakîm’e bu dereceye ne ile çıktığı sual edildiğinde “Doğru konuşmak, emanete riayet etmek ve bana gerekmeyeni bırakmakla” buyurdu.

3. İnsanları yoracak ve usandıracak kadar uzun anlatmamalıdır!

4. Daha çok, kendisinin amel ettiği, tatbik ettiği hususları söylemelidir! Çünkü Allahü teâlâ, (İnsanları iyiliğe teşvik edip de kendinizi unutur musunuz? Niçin kendi yapmadıklarınızı başkalarına söylersiniz) buyurmaktadır. [Bekara sûresi 44]

5. Umumi konuşmalı, herkese hitap etmeli, devamlı bir kişiye bakmamalıdır!

6. Allahü teâlânın rahmetinden ümit kesici, azabından emin olucu şekilde konuşmamalı, korku ile ümidi bir arada söylemelidir! Bir gün Allahü teâlânın rahmetinin bolluğundan bahsederken, başka bir zaman da azabının şiddetinden bahsetmelidir!

7. Eğer konuşmayı uzatacaksa, insanların hoşlandığı şeyleri, güzel menkıbeleri anlatmalıdır!

8. İhsan sahibi olmalı, alıcı değil verici olmalıdır! Veren elin, alan elden üstün olduğunu bilmelidir! Hazret-i Ali “Her şeyin bir kıymeti vardır. İnsanın kıymeti ise, ihsanı ve edebidir” buyurdu.

9. Faydalı şey anlatmalıdır! Kulağa hoş gelse de, faydasız şeylerden uzak durmalıdır!

10. Öğrendiği ilmi kâfi görmemelidir! Çünkü Kur’an-ı kerîmde, her ilim sahibinin üstünde bir âlim bulunduğu bildirilmektedir. (Yûsüf sûresi-76)

Öğrendiği ilimle, insanlara faydalı olabilmek için, dinin yayılmasına hizmet etmelidir!

Mektubat

Tam Ilmihal

İslam Ahlakı

Namaz Kitabı

Hüseyin Hilmi Işık

button_HHI_Sesli2